Thursday, February 24, 2011

chopin- nocturne in c minor






...hep bana biri çiçek alsın istemiştim. Ben sevinçle koşarak vazoya koyayım onları. Sularına buz atayım. Buz, çiçeği taze tutarmış. İhtiyacım olmayan bu bilgiyi hep sakladım. Gidip gelip bakayım çiçeklerime. Hep daha çok aşık olayım çiçeğe, doğaya, bu çiçekleri bana getiren ellere, o ellerin sahiplerine...
Bugün benim çiçeğim oldu. Buz, çiçeği taze tutarmış ya, buzlarım var benim. Ama keşke suyum kalmış olsaydı. Belki buzları eritip su yapmalıyım çiçeklerim için. Ama bu kez buzlarım olmayacak.

Gizem Pınar 24.02.11 18.02

MozartBond- Igudesman&Joo


DEĞİŞİM!

Yumuşak, kıvamlı, yoğun ve sakin olduğundan durmayın, ısırın şimdi! Ama lütfen dilinizin pütürlerinde onu gezdirmeden önce, öylece ağzınızın içinde durmasına izin verin. Sadece bir kaç dakika... Aceleden kimseye gerçek tadını gösteremeyenle siz tanışın; Akışkanlık ve acılık ile... Ama,
Belki de en doğrusu sizinki, çabucak yiyip yutmak, tüketmek! Hem herkes likörlü çikolata sevmez. Belki ben de artık...?

Gizem Pınar 24.02.11 15.22

Wednesday, February 23, 2011

Rachmaninoff- concerto no:3 in D minor




Zamanlamada hata yapmamak gerek. Kışın bikiniyle sokakta yürür gibiyim. Üşüyorum! Kırk kere dedim ki; beni denizden nefret etme durumuna getirmeyin! Sonra yelkenli hediye etseniz de çoktan gitmiş oluyorum ben sahilden. Üstelik sadece denizden değil, kumdan, kovadan kürekten, balıktan, su üstünde yüzen martıdan, açık gökyüzünden, güneşten, bu mevsimden, ve yazı getiren ilkbahardan hepsinden gitmiş oluyorum. En kötüsü de ' bu sahile hiç gelmemeliydim belki de' diyen kendimden...
Kırk kere söyledim zamanlamada hata yapmamak gerek diye. Sırf bağırmayı sevmediğim için, kırkını da ben dinledim.

Gizem Pınar 23.02.11 16.46

Tuesday, February 22, 2011

Sanfilippo&Grassow-ambessence piano&dronos 5








Bruno Sanfilippo parçaları gibiyim. Paramparça olmamın yanı sıra parçalarımın bir ifadesi de yok. Mutsuz değilim, mutlu değilim. İyi ki buluğ çağında bol bol ağlamış, çocukken bol bol gülmüşüm. Sahi neye bu kadar gülmüşüm? Bu soruyu sormadan önceleri gülerdim.
Korkulacak birşey yok. Bunun adı depresyon değil. Depresyonu derece yaparak bitirdim, bildiğim şeyi yeniden okumaya zamanım yok. Hem ne demiş Twain; Hiç bir zaman okulumun, eğitimimi engellemesine izin vermedim. Şu anki eğitimim hayalkırıklığı üzerine. Buradan kazandığım diplomayı da belleğimin duvarına yapıştıracağım.


Gizem Pınar 22.02.11 22.25

hiromi- time's up!



Yazsam hüznün çoğu gidecek, azı kalacak. Ki kesip koparmaya yarayan da azı dişleri değil midir? Dün bu dişlerle kemirdim kendi kalbimi. O kadar sertti ki anlatamam. Bir an hiç kopmayacak sandım, biraz da gururlandım taş gibi yürek diye. Nihayet ısırabildiğimde farkettim tadı acıydı!
Anneannem turşuların arasına bir iki tane de minik, acı biberlerden atar. Acısı ötekilere de sinsin diye. Çünkü bu acının inanılmaz bir lezzeti vardır. Benim kalbin acılığı da keşke böyle olsaydı. Ama çok inanıp beklediğim için sinme kısmı tastamam olmuş! Çiğnerken anladım; azı dişlerim sızlıyordu!


gizem pınar 22.02.11 17.42

Monday, February 21, 2011

Beirut - Elephant Gun




İÇİNDEKİ BOŞLUĞU, YEMEKLE DOLDURMACA OYUNU
Mantığı kolay bu oyunun! Ve belki de oyunun en güzel yanı da tek kişilik olması. İçindeki boşluk eskisi gibi dolar mı bilinmez ama nasıl olsa tek kişilik oyunda ikinci olma şansı yok! Bu yüzden oynanması gereken bir oyun! Yemek lazım! Beklenilenle yemek yeme uğruna aç mideyle durduğun köşelerdeki yemeklerden ye! Makarnacı vardı, mısırcı, bir de pastane. Hepsini birbirine kat da ye! Beklenilene güzel görünmek için sürdüğün pudra var ya; işte dök üzerine makarnanın, pudra şekerini. Yediklerinin güzel olması gerekmiyor bu oyunda. Zaten kim ilişkisinde umduğunu görmüştür ki; sadece bulduğunu yemiştir. Kaldığım açlık adına, bugün ve bundan sonra hep yemek yiyeceğim! Çünkü seni artık beklemiyorum.

Gizem Pınar

inanmak

Sen n dersen de,
İnanmayacağım yine de sevdiğine.
Beni ne doktorlar ne mühendisler
sevmedi de sever taklidi yaptılar ustalıkla.
Ben inandım saygımdan.
Ve şimdi senin ne önlüğün var ne stetoskobun boynunda.
Ne kalın camlı gözlüklerin ve dağınık saçların...
Ama artık çok geç,
Ameliyathaneymiş orası, kalp ritmi eşliğinde şarkı söylediğim...
Hantal yapılar arasında kocaman kalemlerle şiirler yazmışım.
Eskittim bile inançlarımı.
Tonton bir nine oldu İnanç hanımefendi.
Eski devrimcilerden eşi İnan dedeyle yeşil kadife koltuklarda ellerini kavuşturur
da otururlar.

Şimdi yani; sen n dersen de
El ele koşmak için bir neden sunamayacaksın bana.
Avuçlarımın içinde bembeyaz ürkek bir fare
-hamster değil basbayağı fare-
Onu bırakmak için bir ağaç kovuğu bakınarak yürüsem yürüsem,
Sıkılırsın yanımda elimsiz, kolumsuz neredeyse bensiz yürümekten.
Oysa İnanç nine de İnan dede de huzurlular kendi ellerini avuçlarlarken.
Diyeceğim o ki; benim bir elim, ötekine uygun.
Sen söylesen de beni sevdiğini,
Avcumdaki farenin devam eder kalbi atmaya.
O ritmle ben,
şarkılar söyledim:
Yalnızlık şarkıları,



GİZEM PINAR 14.04.10 23.05

bahtiyar

Bundan daha bahtiyar olamazdım
Yo, yo gerçekten öyle.
Yaşattığınız acı, dizeler döktürttü bana
Ha iyi, ha kötü, olsun!
Bir nevi kullandım sizi.
Burada aldatan benim evet!
Dün gece bu vakitlerde
bir şiirle sevişmekteydim ardından müzik geldi.
Öyleyse biseksüel sayılabilir miyim,
Belki!

Ben bundan daha bahtiyar olamazdım
Yo, yo gerçekten öyle
Şimdi izin verin de sigaranızı yakayım.
Hof pof hof pof
Kederin de dumanın da sesi aynı, değil mi?
Burada bunları işiten benim, evet!
Dudaklar sizin, kelimeler de öyle.
Hep sevdim sizi ve size ait olanı.
Yine de şimdi yalnız olduğum söylenebilir mi?
Belki!

GİZEM PINAR 14.04.10 23.41

çilek bademcik

Benim şu soldaki; çilek bademcik-miş.
Öyle kırmızı, öyle pürüzlü ki,
Krem şantiye bulayıp da yiyesim geliyor
Yutulacak gibi de değil ki
Boğazımın oralada bir salkım;
Öyle muhtaçki sevgiye,
Geleni gideni katıyor kendine.
Sonra sonra öğreniyor,
Şişip de sızım sızım sızlayınca,
Dert yanıyor bana:
-...Seviştiğim hava hep mikrop taşımış bana
diye sızlana sızlana...
Kızıyorum elbet:
-Senin gönül maceralarından hastayım ben hep
diye sızlana sızlana
Öyle kırmızı, öyle pürüzlü ki ama
Dayanamıyorum
Öksürüyorum;
Belki kopar boğazımdan da
Yutarım diye onu.


GİZEM PINAR 07.02.10 13.36

Saturday, February 19, 2011



herşey çok mantıklı. Söylenen zekice sözler, akıllıca cevaplar var. Ama duyguya rastlayamıyorum çoğu zaman. Saf, katıksız, zekanın sivriliğinden yoksun, masum, yumuşak, şeffaf duygular...